Barbar, bir gün, medenilerin el üstünde tuttuğu ama içindekilere itibar etmediği Kitapla tanıştı…
Kitabın kendi aracılığı ile yeryüzüne indirildiği Mübarek; “……. olanın … olmayana üstünlüğü ancak takva iledir” diyor ve bütün insanları kardeş olmaya çağırıyordu.
Mübareğin çağırdığı dinde zorlama yoktu; herkesin inancı kendineydi ve kurtuluşun reçetesi de çok açıktı!
Her insanın kurtuluş şansı eşitti. Çünkü her bebek Yaratanın kulu sıfatıyla eşit ve aynı şansa sahip olarak doğuyordu. Zamanla ailesinin, çevresinin, nefsinin, tembelliğinin ve cehaletinin şekillendirmesiyle, kurtuluş şansını kullanabiliyor veya  o şansa yüz çevirebiliyordu.
Barbar, Kitabın emirlerine boyun eğmeye karar verdi ve  o güne kadar itibar ettiği bütün putlarını kırdı…
Tüm dertlerine şifa olacak Kitabı çok sevmiş ama ona teslim olmanın, kendisine, ne kadar acı verebileceğini, hiç hesap edememişti!
Çünkü bir anda milyonlarca kardeşe sahip olmuştu ve her hangi birinin ayağına diken battığında kendi canı da yanmaya başlamıştı. Kitaba meylettiği günden sonra; dünyanın neresinde bir mazlum öldürülse, onunla birlikte, o da can veriyordu…
Acıyı hafifletmenin tek çaresi zalimleri ortadan kaldırmaktı ama yok olan her zalimin yerini bir başkası alıyordu. İşin garibi; çoğu zaman bir zalim yok olduğunda, yerini, ayağına diken battığında onun hesabına ağladığı kardeşlerinden biri de alabiliyordu! Zalimlerle baş etmenin başka bir yolu olmalıydı.
Barbar kitabı bir kez daha dikkatlice okudu: “Hiç akletmez misin?” diye soruyordu kitap ona. Barbar akletti: “Zulme yol açan etkenleri ortadan kaldırırsam, zulüm yapılmaz ve zalim sayısı da azalır”
Barbar araştırdı ve zulme putların yol açtığını fark etti: Kah insanın kendi nefsi, kah para, kah makam, kah da Allah’a daha yakın olup kardeşlerinden üstün olma hırsı gibi kırılması elzem milyonlarca put keşfetti….
Çok sevdiği Kitap’ın Peygamberi; “Eline baltayı al bütün putları kır” diyordu…
Barbar, putlarla savaşırken canı çok yanıyordu. Acısını diğer kardeşlerinin duyup, yaralarını sarmak için geleceklerini umut ediyordu….
Ama sadece birkaç zayıf ve düşkün kardeşi koştu sadece yardıma. Onların hali aslında Barbar’dan beterdi ama dinin emrine uyarak gelmeye mecbur hissetmişlerdi kendilerini. Kimi cebindeki ekmek kırıntılarını, kimi kendi yarasına sürmesi gerekli birkaç sürümlük merhemi paylaştı onunla.
“Diğerleri niye gelmiyor” diye sordu barbar. “Onlar ancak zalimler kapılarına dikilip kendilerini tehdit ettiği ya da yaptıkları yardımları başkalarının görüp, onları alkışlayabileceği  zamanlarda meydana çıkıyorlar maalesef” dedi mazlum kardeşleri Barbar’a…
“Kahraman olma putu da varmış demek” diye düşündü barbar.
“Önce bu putu kıralım arkadaşlar çünkü onlarca yıldır ancak hepimizin bir araya gelerek yenebileceği bir zalimler topluluğu hemen yanı başlarındaki kardeşlerimizi gece gündüz demeden insanlık dışı yöntemlerle eziyor, yok ediyor…” dedi.
Kardeşleri ona “Bilmiyorlar mı sanıyorsun?” diye cevap verdi.
Barbar, “Bilmiyorlardır. Belki de duyu organları sizin kadar hassas değildir…” dedi.
Mazlum kardeşleri Barbar’a hak verdiler. Gidip sıcak yataklarında uyumakta olan diğer kardeşlerine haber verdiler. Ama her birinin gelmemek için başka başka mazeretleri vardı…
Barbar çok üzüldü ve belki uyanırlar diye eline aldığı taşı kardeşlerine fırlattı. O taşı da görmezden geldi kardeşleri…. Sadece zaten aynı acıyı paylaşmakta olan birkaç mazlum kardeşi etkilendi.
Barbar ve arkadaşları ümitsizce savaşı sürdürürken, zalimler ordusu, her özel günde olduğu gibi, saldırılarının şiddetini daha da artırarak gövde gösterisi yaptı.
Uyuyanlar ve çağrılara cevap vermeyenler için böyle günler büyük fırsattı. Bir anda herkese kahraman olma şansı doğmuştu ve yaptıkları her yardımı herkes görüyordu.
“Buna da şükür” dedi Barbar. Bütün hesapların üstündeki hesabın nasıl tecelli edeceğini kuşkusuz sadece O bilirdi. Ama sevinci uzun sürmedi çünkü cephedeki zalimlerin elinde can veren ve ezilen kardeşlerinin acısı azalmadığı gibi yeni acılar, yeni feryatlar da duymuştu.
Barbar geriye dönüp baktığında kardeşlerinin öfkeden gözlerinin döndüğünü, cephedeki zalim ile gariban ve fukara akrabalarının karıştırıldığını fark etti…
.
Barbar geriye dönüp kardeşlerini uyardığında taş yağmuru altında kaldı……
Attığı taşı bile hissetmeyenler her nasılsa bu itirazını işitmiş ve nedense ‘zulmetmeyin’ çağrısına çok öfkelenmişlerdi. Elindeki baltayı görmezden gelen kardeşleri, “zalimleri yok etmeye giderken bize engel olan da onlardandır” diyerek Barbar’ın üstüne geliyordu…
.
“Akletmiyorlar Allah’ım” diyerek dizleri üstüne çöktü Barbar… “Vel asr, innel insani lefi husr” diye mırıldandı.
Sonra “Acaba zararda olan ben miyim?” diye düşündü ve ürperdi.
.
Sağ elini sol göğsünün üstüne götürerek bir müddet orada tuttu.
“Elhamdülillah” diyerek doğrulup baltasına yeniden uzandı .
.
Külli amel niyete tabiydi ve herkesin niyeti de zaten kayıt altındaydı…
Yaşar İliksiz – yasar@yasariliksiz.com
21.01.2009  tarihinde 00:53’te Haber7.com sitesinde yayınlandı. 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website