Nur topu gibi bir şiir kitabı var elimde: Azobra

Yaşar İliksiz, “Azobra” adını verdiği son şiir kitabında,

Bir yağmur damlasıydı peşine düştüğün
sürüklendin durdun sel sularında
uslanmadın yediğin vurgunlardan
neyin varsa sildi süpürdü
ardından koştuğun sevda
” dizeleriyle bir sevda koşusuna katılıyor. Sevgisini dile getirirken de, kendi sesini buluyor ve güzel şiirler kotarıyor.

renkleri çiçeklerden koparmaya kıyamadım” dizesinde Yaşar İliksiz’in dile gelen duyarlılığı bütün şiirlere de yansımış. Fakat şair, sözkonusu duyarlılığı korusa da şiirlerini daha çok düşünceler üzerine inşa etmiş:
“sevmek dokunmaktır dediler
dokunmak sevmek oldu zamanla”

Yahya Kemal Beyatlı’ya göre şiir, fikir, hayal (imge) ve musiki unsurlarından oluşur. Ben bu tanıtım yazımda “Azobra”yı taşıdığı duygu ve düşüncelerle ele alacağım. “Azobra”daki şiirleri, duygu yüklü, canlı, hayatın içinde yaşayan düşünceler olarak da görebiliyoruz çünkü.

Yaşar İliksiz, bu şiirleriyle kimi zaman bireyin varoluşsal kaygılarını, kimi zaman da ülkenin, toplumun derinlerdeki ve güncel eğilimlerini ve endişelerini dile getiriyor.

“karanlıktan korkarlar en çok
görmeye mahkum olduklarından”
dizelerinde de görüldüğü gibi, İliksiz’in söyleyişi, hayatı içeriden eleştirerek ve estetik duruşunu koruyabilmek için sürekli tavır üreterek adeta bir eyleme dönüşüyor ve şiiri varoluşu yansıtma boyutuna ulaşıyor:
“korku en ucuz çözümdür çünkü
mutlu uyurlar
korkuları ezildiği sürece
kabartırlar özenle kuş tüyü yastıklarını

“Azobra”’daki şiirler, söyleyişi güçlendiren özgün imgelerle dolu; şair geleneğe de eklemlenen köklü bir şiirin peşinde olduğunu açıkça belli ediyor.

Bu yüzden İliksiz’in şiirleri aşk izleğinde ilerlerken Türk şiir geleneğinin temel sorunsalları çevresinde yoğunlaşıyor, fakat artık bir parçası haline geldiğimiz modern dünyayla da hesaplaşmayı ihmal etmiyor:

“hangi çağdan firariydi bu ayin
hangi dilden mirastı bu kanlı dua
kanla yıkanmış kenti
külle tütsüleyen ferman kimindi

ne Veysel’in gözyaşı
ne Sivasi’nin duası
yetti söndürmeye ateşi
yandılar oysa daha hamdılar

ortada yakan yoktu
ama herkes yanıyordu

en kusursuz
intihar tepesinden çekilirdi
2 Temmuz’un resmi”

Edebiyatımızdaki Doğu-Batı çatışmasına gözü kara dalan “Azobra” sevda yoluna koyularak Doğu’ya taraf oluyor ve ona üstünlük sağlayan “gönül işleri”ne giriyor.

Türk’ün şiirle imtihanı bu: Akıl kalp kavgasında Yaşar İliksiz şiirleriyle kalbe destek veriyor. Aklı öldürmek değil amacı (bu şiirlerde kendini gösteriyor) kalp ile aklın arasını düzeltmek, insanı bir dengeye kavuşturmak.

Ama Yaşar İliksiz, zor olanı deniyor: Yenilenme bilinciyle söylüyor şiirlerini.

Tarihi, hayatı içerden dönüştürmeye yoğun vurgusuyla bu şiirler, hem aklı başa toplamaya uğraşıyor, hem de insani duyguların harmanlanmasını sağlıyor. Daha da önemlisi, karşısına varoluş amacını koyup insanı yaşadıklarının sağlamasını yapmaya zorluyor:

“aklettim
ve geldim işte
nakiller olmasaydı
daha erken gelirdim

dünyadan değil
kendimden kurtulmam gerektiğini
öğrenmem için delirmem gerekti

aklın zirvesinde ben vardım
aklın ötesinde yalnız sen

aklettim
akıl tünelini geçtim
ve geldim işte…

ya bu testi neyin nesi..”

“Azobra”yı elime aldım, bitirmeden bırakamadım; bir solukta okunan, coşkulu, düşüncenin bir burcundan diğerine savrulan, köklü olduğu kadar çağdaş renklere de bürünmeye çalışan, özüyle biçimiyle yenilikleri deneyen güzel şiirlerdi bunlar.

Yaşar İliksiz, yer yer özgün söyleyişler de yakalamış bir genç şair olarak, kendine edebiyatımızda yer açmayı başarabilir..

İliksiz’in şiirlerini, sabırsızlıkla bekleyeceğim…

Şair Yazar – Mustafa Yürekli  / 18.12.2006

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website