(PEŞREV: Konumuz coğrafya değil, kültür sanat! O yüzden ilk cümleyi görür görmez küresel ısınma ve kuraklık diyerek klavyelere saldırmayın!)

Ülkemizde akarsuları besleyen kaynak miktarı her geçen yıl artıyor.

Ancak gürül gürül denizlere akan ırmak sayısı kaynak miktarının tersine azalıyor.

“…
gitmek
nehirlerle yan yana
gitmek
nehirler gibi zor
nehirler gibi çetin
nehirler gibi umutlu
gitmek
nehirlerden de öteye
oraya
taaa oraya …” der Hasan Hüseyin, Yolcu’suna.

Ne var ki yanyana ve zıt yönlerde çağlayan nehirler birer birer kuruyor ülkemde. Ve yerini dolduracak nehirler yatakları da yok ortalıkta.  Yolcularınsa nehir olmaya niyetleri yok. Yola çıkmalarını gerektirecek hayalleri birer birer öldürülüyor çünkü!

Ulusal ve evrensel çapta kötü ve niteliksiz etkinliklere karşı değilim hatta onların da desteklenmelerine taraftarım. Çünkü önlerinde iyi örnekler olduğu takdirde onlar da zamanla iyileşecek ve ellerindeki olanakları kaliteli eserler için kulanabileceklerdir…. Bu tarz etkinliklerin nitelik kazanamamasının önemli sebeplerinden biri kabiliyetsiz ve kötü niyetli insanlar tarafından gerçekleştirilmeleridir.

(ARA NAĞME: Hatta daha vahimi bazı zamanlarda bunların insanlık vasfı bile tartışmaya açıktır)

İyileşme gösterilememesinin diğer önemli sebebi de önlerinde kazanan ve kazandıran nitelikli ve iyi etkinlikler olmamasıdır…

Bir diğer sebep de ulusal ve evrensel çapta kötü ve niteliksiz etkinliklerin tabandan ve tavandan, takdir ve teşvik görüyor olmasıdır..

Peki, bu fasit daire nasıl kırılır?

Tercihim yerel ama nitelikli etkinliklerin çoğaltılmasıdır. Ulusallık ve evrensellik hastalığına kapılmadan, nitelikli eserler üretip, hatırı sayılır gelir elde eden etkinliklere sonsuz destek verilmeli.

Ancak o zaman ulusal ve evrensel eserleri besleyecek dere yatakları oluşabilir.

Coşkun nehirler dere yataklarının beslemesiyle büyür.

Bizde her dere yatağı kendini coşkun nehir sandığı için cılız cılız akışlar söz konusu….

Her kaynak, kendisine yakın duranı beslemeli doğal olarak. Ve kaynaklardan beslenmek isteyenler de aynı doğallıkla onun akış yönüne ve debisine saygı duymalıdır..

Ne var ki her kaynak nitelik ve kabiliyet aramaksızın sadece ‘kendisinden olanı’ besleme telaşında. Kaynaklardan beslenemeyenlerin kaynaklara ‘tu, kaka’ demesi doğal. Ama kaynakların beslediği yeteneksiz ve niteliksiz dereciklerin “süngersi” yaşam formları ortalığı gittikçe daha fazla vıcıklaştırıyor.

(ARA NAĞME: Beslendikleri kaynaklara işeyenleri kaale bile almıyoruz)

Yüzyıla yakın süredir bataklık ortamında yaşamamız bundadır. Batalıkta vıcıklaşma oranının her geçen gün artması ise bu algıyı değiştirmeye meyil olmamasındandır. Bataklıkta sineklerle beslenmeyi kar sayanlar, nehirlerin besleyeceği tarım alanları oluşturmanın hayalini bile kuramıyorlar.

Kaynak kapsama alanındaki her yatağa su vermelidir. Ama debisinin hatırı sayılır miktarı denize ulaşabilecek güçte damara akmalıdır.

Ne var ki ülkemde kaynaklar sularını; ezelden beri “denize ulaşmayı başaracak ana damarları” beslemek yerine, “bendendir” diye süngersi cılız damarlara ısrarla pompalamaktadır. Böylece, susuz kalanın “kendiden olma” ihtimalini yok etmekte, kendinden olanı da haddinden fazla besleyerek batalığa çevirmektedir.

Kaynaklar sularının kıymetini bilmeli önce. Sularının denize ulaşabilmesinin faziletini kavramalı.

Kendisine ulaşabilen her yolcuya su vermeli ama suyu üleştirirken önceliği denize ulaşma şansı fazla olana vermeli. Adaleli olmalı. Bir dere yatağı nehir kadar su emiyorsa, tedbir almalı. Nehirlerle buluşan dere yataklarına aktarmalı süngerin emdiği suları..

İşte o zaman bataklık sakinleri; kaynak sularının, denizlere doğru coşkun akan nehirlerce taşınmasına saygı duyabilir. İşte o zaman ülkemin ırmakları denize doğru gururla akabilir…

Ve kaynaklar da aslında herkesin “kendinden” olduğunu fark edebilecektir.

(SON FASIL: Sanatçıların; sağcı, solcu, bölücü, gerici, ulusalcı, milli, gayrı milli, bütünleştirici, dinci, ateist olması bu fakiri hiç ilgilendirmedi. İlgilendirmeyecek de. Çünkü nehrimiz hepsinden besleniyor. Tek ölçümüz ahlak ve niteliktir… “Yaratılanı Yaratan’dan ötürü sevdiğini söyleyip, Yaratan’ı tekeline alan ve onun adına yaratılana hakaret edenler”, “Ülkeyi böldürmeyiz deyip bölünmesine yol açacak faşist sınırlar çizenler”, “İnsancılız deyip, kendilerinden olmayanlara gayri insanı muameleyi normal görenler”, “Sosyalist olduğunu savunup, kapitalizmde sınır tanımayanlar”, “Emperyalime karşı çıkıp, banka hesaplarını emperyalist devletlerden dolduranlar” bu ülkenin sıradan gerçekleri… Onlara kızıp, potansiyel iyilerin yolunu tıkamak insanlıkla bağdaşmaz)

Olayın bir de nitelikli eleştirmenlik boyutu var ama başlı başına ayrı yazı konusu…

yasar iliksiz – Beşiktaş
5.6.2017
www.yasariliksiz.com

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

*
*
Website